Insight
Gönüllülükte Öğrendiklerim
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nda başlayan gönüllülük yolculuğunu, çocuklardan öğrenilenleri ve genç gönüllülere mentorluğu anlatan kişisel bir yazı.
Ezel Abacı4 dk okuma
Gönüllülük yolculuğum Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfında başladı. O günlerde bildiklerimi paylaşmak, çocuklara ve yürütülen çalışmalara katkıda bulunmak istiyordum. Zamanla bu deneyimin beni de değiştirdiğini fark ettim. Çocuklarla ve genç gönüllülerle geçirdiğim zaman, insanları dinleme biçimimi, öğrenmeye yaklaşımımı ve kendi doğrularıma ne kadar bağlı kaldığımı yeniden düşünmemi sağladı.
Bugün geriye baktığımda gönüllülüğün kişisel gelişimimde önemli bir yeri olduğunu görüyorum. Meslek hayatında edindiğim bilgilerle katkı sunarken, alışık olmadığım sorularla karşılaştım. Bazen cevabı bilmediğimi kabul etmeyi, bazen de cevap vermeden önce biraz daha dinlemeyi öğrendim.
Çocukların Hayal Dünyası
Yetişkinler olarak bir soruyu duyduğumuzda çoğu zaman doğru cevabı arıyoruz. Çocuklar ise bazen sorunun kendisini değiştiriyor. Bizim sınırlarını çizdiğimiz bir konuya, hiç düşünmediğimiz bir yerden yaklaşabiliyorlar.
Onların hayal dünyasında henüz bizim kadar çok “olmaz” yok. Bir düşünceyi hemen uygulanabilir olup olmadığına göre değerlendirmiyorlar. Merak ediyor, ihtimaller üretiyor ve düşündüklerini anlatıyorlar. Bu yaklaşım bana, deneyimin sağladığı bilgi kadar zamanla edindiğimiz kabulleri de fark ettirdi.
Bir çocuğun fikrini dinlerken onu bildiğim bir cevaba yönlendirme isteğimi sorgulamaya başladım. Gerçekten ne düşündüğünü mü anlamaya çalışıyordum, yoksa beklediğim cevabı vermesini mi istiyordum?
Çocukların hayal dünyasından öğrendiğim en önemli şeylerden biri, bir düşünceyi değerlendirmeden önce ona zaman tanımaktı. İlk anda alışılmadık gelen bir fikrin arkasında dikkatli bir gözlem, bir ihtiyaç veya bizim fark etmediğimiz bir ayrıntı bulunabiliyordu.
Dinlemek, cevap vermeyi beklemek değildir
Çocuklarla iletişim, dinlemenin yalnızca sessiz kalmak olmadığını daha iyi anlamamı sağladı. Söylenenlerin yanında, bir çocuğun anlatmak için gösterdiği çabayı da fark etmek gerekiyordu. Kimi hemen konuşuyor, kimi düşüncesini ifade etmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyuyordu.
Herkese aynı hızla yaklaşmanın, herkes için aynı fırsatı oluşturmadığını gördüm. Söz almakta rahat olanı dinlemek kolaydı. Asıl dikkat, kendisini geri planda tutan çocuğa da konuşabileceği bir alan açabilmekteydi.
Bu deneyim, günlük ilişkilerime ve iş hayatıma da yansıdı. Bir toplantıda sessiz kalan kişinin söyleyecek bir şeyi olmadığını varsaymamayı; bir düşüncenin değerini, ne kadar hızlı veya kendinden emin ifade edildiğine göre değerlendirmemeyi öğrendim.
Genç Gönüllülerle Birlikte Öğrenmek
Genç gönüllülere mentörlük yapmak, deneyimimi paylaşırken kendi yaklaşımımı da gözden geçirmemi sağladı. Bir konuda daha önce çalışmış olmak, karşımdaki kişinin neye ihtiyaç duyduğunu kendiliğinden bildiğim anlamına gelmiyordu.
Bazen bir açıklamaya, bazen birlikte düşünmeye, bazen de kendi kararını verebilmek için cesaretlendirilmeye ihtiyaçları vardı. Benim için kolay veya tanıdık olan bir durum, onlar açısından yeni ve belirsiz olabiliyordu.
Mentörlükte en çok dikkat etmeye çalıştığım nokta, kendi deneyimimi tek doğru yol gibi sunmamaktı. Yaşadıklarımı anlatabilir, gördüğüm riskleri paylaşabilir ve soru sorabilirdim. Fakat karşımdaki kişinin yerine karar vermemeliydim.
Bir gencin kendi çözümünü geliştirmesine fırsat vermek, hazır bir cevap sunmaktan daha fazla sabır gerektirebiliyordu. Yine de onun düşünerek ilerlemesini, denemesini ve yaptığı seçimden öğrenmesini görmek, bu ilişkinin en değerli taraflarından biriydi.
Deneyim her zaman yaşla mı ilgilidir?
Mentörlük ilişkisi, yalnızca benim anlattığım ve gençlerin dinlediği bir süreç olmadı. Onların soruları, alıştığım yöntemlere yeniden bakmamı sağladı. Neden böyle yaptığımızı açıklamaya çalışırken, bazı uygulamaları uzun süredir sorgulamadan sürdürdüğümü fark edebiliyordum.
Genç gönüllülerin farklı düşünceleriyle karşılaşmak, deneyimin yalnızca biriktirilen yıllardan oluşmadığını hatırlattı. Yeni bir bakış, henüz alışkanlığa dönüşmemiş bir soru veya başka bir öğrenme biçimi de önemli bir katkı sunabiliyordu.
Bu nedenle mentörlükte karşılıklı öğrenmeye yer vermeyi önemsiyorum. Deneyimli olanın her şeyi bilmesi, genç olanın da yalnızca öğrenmesi beklenmemeli. Her iki tarafın da birbirinden alabileceği bir şey var.
Kendimle İlgili Fark Ettiklerim
Gönüllülük, güçlü yanlarım kadar geliştirmem gereken tarafları da görmeme yardımcı oldu. Bildiğim bir konuyu anlatabilmekle, karşımdaki kişinin onu anlamasını sağlamak aynı şey değildi. Daha çok açıklama yapmak her zaman daha iyi iletişim kurduğum anlamına gelmiyordu.
Bazen daha sade konuşmam, bazen bir örnek vermem, bazen de kendi anlatımımı durdurup soru sormam gerekiyordu. Sabırlı olmayı yalnızca beklemek olarak değil, başka birinin öğrenme hızına saygı göstermek olarak düşünmeye başladım.
Her şeyi planladığım gibi yürütme isteğimin de sınırlarını gördüm. İnsanlarla yapılan bir çalışmada beklenmeyen sorular, farklı ihtiyaçlar ve değişen koşullar vardı. Hazırlıklı olmak önemliydi; fakat hazırladığım plana bağlı kalmak uğruna o anda olanı kaçırmamalıydım.
Bunlar küçük fark edişler gibi görünse de zamanla davranışlarımı etkiledi. Daha az varsayımda bulunmaya, daha açık sorular sormaya ve bilmediğim bir konuda öğrenmeye istekli olmaya çalıştım.
Katkının Her Zaman Görünür Olmaması
Gönüllü çalışmalarda yaptığımız şeyin sonucunu hemen göremeyebiliriz. Bir konuşmanın, gösterilen ilginin veya verilen desteğin karşı tarafta nasıl bir etkisi olduğunu her zaman bilemeyiz.
Bu durum bana, katkıyı yalnızca hızlı ve görünür sonuçlarla değerlendirmemeyi öğretti. Bir çocuğun düşüncesini rahatça anlatabilmesi, bir genç gönüllünün soru sormaktan çekinmemesi veya bir sorumluluğu kendi başına üstlenmeye başlaması da önemlidir.
Bununla birlikte, iyi niyetimizin yeterli olduğunu varsaymamalıyız. Ne sunduğumuz kadar, karşı tarafın neye ihtiyaç duyduğunu da düşünmeliyiz. Gönüllülüğün bana kazandırdığı dikkat biraz da burada: Kendi katkımdan memnun olmakla yetinmeden, o katkının nasıl karşılandığını anlamaya çalışmak.
Hayata Bakışımda Değişenler
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfında başlayan deneyimlerim, öğrenmenin yalnızca belli ortamlarda ve belli kişilerden gerçekleşmediğini gösterdi. Bir çocuğun sorusu, genç bir gönüllünün itirazı veya birlikte yaşanan bir güçlük de insanın düşüncelerini değiştirebiliyor.
Çocuklardan merakın önemini, genç gönüllülerle çalışırken deneyimi paylaşmanın sorumluluğunu daha iyi öğrendim. Her ikisi de bana, insanlara katkıda bulunmak isterken önce onları tanımaya çalışmam gerektiğini hatırlattı.
Gönüllülük hayatımda yalnızca zaman ayırdığım bir çalışma olmadı. Kendimi, ilişkilerimi ve sorumluluklarımı değerlendirme biçimimi etkiledi. Bildiklerimi paylaşmak için başladığım bu yolculukta, öğrenmeye devam etmenin ne kadar önemli olduğunu gördüm.
Bugün de bir çocuğu veya genç bir gönüllüyü dinlerken, yalnızca ona ne verebileceğimi düşünmüyorum. Onun söylediklerinden benim ne öğrenebileceğime de dikkat ediyorum.
If you would like to work through the questions in this article for your own organisation, let's start with a short conversation.